Sayfalar

21 Haziran 2012 Perşembe


KUR’AN AYETİYLE KADINLARI “DÖVEN” DİN ÂLİMLERİ
Ey Diyanet! Kadını dövme…
Topla ulemanı, Kur’an ayetinin mealini değiştir!

Diyanet İşlerini, önce Türkçe “deyimler” konusunda biraz test yapalım;
- Ben bu yola baş koydum. - Sen bu söze kulak asma. - Kelle koltukta geziyor.
- Her kapıya başvurmak. - İşin başını kim çekiyor. - Eşimi çok kırdım.
- Bu işte kimin parmağı var.  - Kafa yormak. - Baltayı taşa vurmak…
Soru-1: Deyimler bağlama göre anlam kazanır mı?
Soru-2: Sözcükler mecaz anlamda kullanılır mı?
Soru-3: Sözcüklerin birden fazla anlamı var mıdır?
Yukarıdaki deyimlerde kullanılan sözcüklerin, mecaz anlam ve sözlük anlamlarını araştıralım. Bu soruların cevaplarını öğrenelim, defterimize onar defa yazalım. Ödev az mı oldu? O halde aşağıdaki yazıyı da beş kez okuyup iyice belleyelim…
 
Meallerde “kadınları dövün” yazılan ayet
Olumsuz ama zihninizde şöyle bir sahneyi kurgulayın;
“Namuslu, dürüst, eşini ve çocuklarını çok seven bir baba var. Her gün işten evine yorgun argın dönüyor. Eve girer girmez eşi asık suratla salonu terk ediyor. Evde gergin bir hava, yemek yok, bulaşık çok… Mutfak kir, pas; tezgâh üzerinde hazır yemek ambalajları… İlerleyen gece boş geçmiyor. Kadın çok agresif, yüksek perdeden bağırıyor; “Sen adam mısın? Kaç para kazanıyorsun ki? Bizi bir tatile mi götürdün? Filan erkek karısına neler neler alıyor! Sen de erkeğim diye yatağıma geliyorsun!” Çocuklar mahzun ve kırgın, sabah okul için uyumaları gerekiyor, kahrederek yataklarına çekiliyorlar; içlerinden en küçükleri hıçkırıklarla yorganı başına aşırıp umutsuz ve karanlık dünyasına kapanıyor…”
Evet, eşi tarafından horlanan bir baba… Çocuklarının önünde azarlanıp değersizleştiriliyor. Akrabalara şikâyetler, komşulara gıybetler…
Erkek, ailesi için büyük bir çabayla beslenme ve diğer ihtiyaçlar için çırpınacak, onların üzerine titreyecek; buna karşılık sevgi, saygı ve iltifat beklerken ailenin diğer yarısı, kıymetli eşi tarafından aşağılanıp hor görülecek!
Kadının erkeğe yaptığı nüşuz; yani aşağılaması budur.  Erkeği incitme, küçük görme ve aile sırlarını ifşa etme biçiminde ortaya çıkar. Bu aşağılama ve küçük düşürme; erkeğin ekonomik geliri, sosyal konumu, eğitim durumu, fiziksel görünümü ve cinsel davranışının eleştirisi şeklinde farklı konularda görülebilir.
İşte bu duruma gelmiş bir ailenin hal-i pür melali için; en güzel ve en veciz ifadeyle çıkış yolunu kim gösterebilir?
Kadın; bu halde bile olsa incitilmeden uyarılmalı, sadakate ve iyiliğe çağırılmalıdır. Erkeğe fazilet/itibar yükümlenmeli ve kutsal/şerefli olan aileyi koruyacak yol gösterilmelidir. Aksi olamaz. Muhtemel çıkacak bir şiddet, huzursuzluğu daha da artıracaktır. Çünkü taraflardan birine yerleşen saygısızlık ve nefret; hem aile kurumunun kutsallığını zedeler hem de üzüntü ve mutsuzluğun toplumsallaşma olasılığı artar. Çocukların veya iki tarafın da kişiliklerinin korunmasındaki tedbirler, nazikçe ve ısrarla ortaya konulur. Her çağa ve her topluma uygun olacak bu yol gösterimi elbette ki,  Yüce Allah’tan gelmektedir…
Yukarıda kurgulanan olumsuz ve üzüntü veren manzaranın marifeti(!), Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim ‘in deyimiyle; maalesef “nüşuz yapan bir kadına” aittir. Kadının erkeği aşağılaması konusu; birçoğumuzun zihnine yerleştirilmiş olan, “Erkekler kadınlardan üstündür.” ve “Kadınları dövün.” yanlış yargısının çıkartıldığı; Nisa suresi 34’te, aile itibarı hakkında oldukça veciz bir tanımlamayla erkeklere rehberlik yapılmıştır.
Ne yazık ki, Türkçemizde mevcut olan meal ve tefsirlerin çoğu insanımızın zihninde, bu ayetin icazetine gölge düşürmeye yetmiştir! Hâlbuki bilinenin aksine bu ayetten “erkek üstünlüğü ve kadın dövme” yargıları zorla üretilmiştir, nasılsa?
Arapça NŞZ kökünden türetilmiş nüşuzun, "çıkıntı, tümsek, yükselmek, şişmek, ortaya çıkmak, meydana gelmek, ayağa kalkmak, normalin dışına çıkmak, isyan etmek; karı-koca birbirine karşı incitici kavgaya girişmesi ve üstünlük kurma ve dayatma, büyüklenip diğerini aşağılama " anlamlarında kullanıldığını görüyoruz...
Bu makale, Arapça gramer dersi vermek için yazılmamıştır. Verilse de “din adamı” ikna olacak bir sınıf değildir. Türkçemize Kur’an meali verenler; sözcükleri kurallı bir sırayla; cümle oluşturma usulüne uyarak, başka bir dildeki “sözcük karşılığına” çevirerek ayeti kendi dilindeki bağlam ve ruhundan koparmışlardır. Sözcükleri bağlam dışı olarak; yani gramer kurallarına göre çevirmişlerdir. En azından bu ayette böyledir…
Mevcut meallerin oluşturduğu ‘erkek üstünlüğü ve kadıları dövün’ yanlışına son vermek için; “kadının nüşuzu” ayetini, 30’a yakın Türkçe “mealden” farklı olarak, dindara ve din adamına ders olacak çevirisini yapalım.
Nisa-34. ayetin çevirisi;
Bu ayet lafzının Türkçe sözcüklerle ya da “Dilsel Kavrayış Çevrisi” şöyle olmalıdır;
“Allah’ın erkeklere verdiği erdem, topluma karşı ailesinin onurunu koruyan ve geçimi için onların üzerine titreyip, mallarını ve kazancını (bu uğurda esirgemeden) harcamasındandır. (Buna karşın); eşlerine (kocalarına) saygılı, iffetli/hayırlı olan kadınlar ise; nasıl Allah, onların haklarını ve mahremiyetini (evli oldukları erkek vesilesiyle) koruduysa onlarda (eşlerin birbirleriyle paylaştıkları) özel hallerini ve namuslarını başkalarından korurlar. (Şayet bunun aksi olarak); erkeği aşağılayıp topluma karşı küçük düşüren ve mahremiyeti korumayan (korkulan bir durum varsa o) kadınlara; önce öğüt verin. Sonra (eğer aşağılamaktan vazgeçmezlerse) size yapılana karşılık yataklarınızı ayırarak (birleşmeyip), bu yolla incinen duygularınızı ciddiyetle (aile itibarını korumak için) onlara gösterin. Eğer aile hukukuna saygılı olurlarsa (tepkinizi uzatmayın; eşinize sevgiyle yaklaşın) başka yollar aramayın. (Aileye değer veren) Allah, çok yücedir ve büyüklük sahibidir.
Arapça sözcüklerin, ayetin kontekstiyle ilişkisine dayalı; yani “Türkçe Bağlam Çevirisi” ise şöyle olmalıdır;
 “Allah’ın size verdiği aile şerefi; yalnızca eşine bağlanan onu koruyup geçindiren erkeklerle, onlara gıyabında saygı gösterip ve Allah’ın evliliğe verdiği mahremiyeti koruyan iffetli kadınlara bağlanmıştır. Kadınlardan erkeklerin itibarını yok sayan, aşağılayıcı davrananlara karşı yapmanız gereken; güzel sözle doğruluğa çağırmaktır. Durumun değişmesi için, size yapılanın ciddiyetle karşılığı; birlikte yatmaktan kaçınmanızdır. Bu tepkinizi, aile içi saygı ve huzur geri gelinceye kadar; ısrarla sürdürün. Eğer saygıya dönerlerse sevginizi güzelce ortaya koyun. Aileyi koruyan Allah çok yücedir, çok büyüktür.” 
Evet, şimdi din âlimine soralım;
Nerede “erkeğin üstünlüğü”?
Nerede “kadını dövün” emri?
Nerede “kadını evden uzaklaştırın” ya da “ayrılın” emri?
Ayette geçen “faddalallahu”, kendi bağlamında “Allah’ın verdiği itibar” da diyeceğimiz “erdem” ya da “şeref” anlamı kazanmıştır; yönetici veya cinsiyet (kazanç ve kaba güç) üstünlüğü değil… Burada aileyi geçindiren, sahiplenen, gözü evinde olan erkeğe; aile şerefinin bir ortağı olarak, iffetli bir kadınla beraber kurduğu ailesi için fazilet/erdem sıfatı verilir. Kadına karşı bir galibiyet değil, eşit ortaklık verilmiştir.  Kaldı ki, erkeğin kazancıyla kadını geçindirme olgusu, birçok kimse için göreli durumdadır; Peygamberimizin ilk eşinde olduğu gibi… 

Kadının erkeğe duygusal darbesi/Nüşuz
Nüşuz, duygusal alanla ilişkili bir kavramdır. Kibirlenme, kötü duyguları oluşturan bir zemindir; öfke, nefret ve düşmanlık üretir. Bu olumsuz duygular, muhatabını küçümseyip kendisinden uzaklaştırmak ister. Öyleyse kadının nüşuzu, erkeğe yapılan duygusal bir darbe/vuruş olarak anlaşılır. “Darbe” sözcüğünün ise dilimize Arapçadaki birden çok anlamından yalnızca biri geçmiştir; o da vurmaktır.
Halbuki Arapça DRB kökü (sözlükte) mastar olarak "vurmak, dövmek, yapmak, bırakmak, ayrılmak, göstermek, etmek, eylemek, koymak" vb. birçok anlama gelir.
“Örneğin; baskı yapmak, zorlamak (darb); kota uyguladı (darabe hıssa); iğne yaptı (darabe hagn); çadır kurdu (darabe heyme); vergi koydu (darabe darîyb); misal verdi, örnek gösterdi (darabe mesel); para bastı (darabe nugt); telefon etti (darabe'l-hatife); vuruşmak, dövüşmek (tedârub); kıvranmak, çırpınmak, bocalamak, telâşlanmak, çalkalanmak (idtırâb); grev, iş bırakma, işi terk etme, ayrılma (idrâb); çalkantı, kriz (idtırâb); sınıf, cins, nevi, (darb); vurguncu, spekülâtör (müdârib); ticarî rekabet, ticarî ortaklık (müdârebe) gibi birçok kelime bu kökten türetilmiştir… (R. İ. Eliaçık)
Görüldüğü gibi “DRB” fiilinin yaygın olarak bilinen ve kullanılan Türkçesi “vurmak” manasıyla beraber; çağrıştırdığı bir anlamı da “temastan gelen tepkidir.” Ayet bağlamındaki kullanımı, “eylemek, göstermek” çekiminde; yani “bir duygusal tepkiyi göstermek, eylemek” olarak çevrilebilir. Zaten fizikteki “etki-tepki yasası” diye bilinen kural da bunu açıklar ve basitçe şudur; “Her etkiye karşı eşit ve ters yönde bir tepki oluşur.”(Newton)Yani “Çarpışan/vuruşan cisimlerde; çarpan cisim kadar, vurulan cisim de aynı oranda tepkime gösterir.”  Ayrıca çarpışan cisimler birbirlerine gösterdikleri “etki-tepki” sebebiyle birbirlerinden uzaklaşır veya buna eğilim gösterirler…
Böylece ayetteki “ve’dribûhunne” çekimli haliyle darebe fiili; “onlara (kadınlara) (yaptıklarına karşılık) tepkinizi gösterin.” Yani “ve onların size karşı gösterdiği (nüşuza) duygularına karşılık, artık siz de onlara incindiğinizi, darıldığınızı gösterin/getirin” Ya da “sabırla hapsettiğiniz dargınlığı/incinmeyi siz de karşıya yansıtın” şeklinde kullanıldığı en güçlü ihtimaldir. Bu incinmenin göstergesi, ayetteki “güzelce konuşmaktan” sonra gelen “birlikte yatmama” tepkisi olarak ortaya çıkarmaktır. Yani, ve’dribû’den önceki cümlede; erkekten ılımlı/yumuşak davranması; kadının nüşuzundan gelen sert etkiyi absorbe eden (süngerin suyu emmesi gibi) tutumun gösterilmesi istenir. Böylece sert vuruşa karşı, yumuşak tepki/vuruş gelir. Ayette çözüme götüren taraf erkek olduğu için ılımlılık; ciddiyet ve onurlu olan bir duruşu gösterir, artık birlikte yatılmaz…  Ayetin başında tanımlanan erdemliliğin tepkisi, bu “dargınlık ve yatak ayrılığı” şekilde olandır. Erkeğin incinmesini, kadın kavrayıncaya/hissedinceye kadar uygulamanın devamı isteniyor. Aile birliğinin devamı için olması gereken tahammül, “kadının doğruyu anlamasına” kadardır. Erkeğin itibarı ve varsa çocukların; ruhsal sağlıkları tamamen elden gitmemelidir. Sonuç, “ve’dribû; doğruya çağırma ve yatak ayrılığını tepki olarak ortaya koyun” anlamına gelir. Eğer kadın işin ciddiye gittiğini fark edip güzel söze dönerse aile birliği kurtulur. Aksi durumda Nisa-35. ayet önerisi devreye girer; çözüm toplumsallaştırılır. Mevcut sorun, kadın ve erkeği nikâhlayan hukuk sistemine devredilir… 
Nüşuzu; sevgi, sadakat ve memnuniyet gibi olumlu duyguların yokluğu besler. Böyle duygusuzluğun çatışma ortamında; saygın bir ilişki ve mutlu aile birliği sağlanamaz, ortaya “şiddetli geçimsizlik” çıkar. Bu şartlarda bir de kalkıp kadını mı döveceksiniz? Böyle bir davranış, psikolojik olarak aradaki gerginliği daha da artırmaz mı ey din âlimi! Zaten nüşuz yapan kadının amacı da tam budur; ilişkinin onarılamaz noktaya gelmesidir. Bir fiske dahi, erkeği aşağılayan kadında yanardağ etkisine dönüşmez mi? Ama ne yazık ki, din âliminin “geleneksel erkek egemen kültü” kadını ikinci sınıf ve mazbut hale getirmiştir. Böylece ayeti, “kadınları dövün” diye çevirir. Lakin kendi doğrusunun(!) şüphesinden kurtulamaz; parantez içinde “hafifçe, yavaşça” gibi sözcüklere sığınır…
Nisa-34; kadının erkeğe karşı, onur kırıcı (kıskandırıcı; eşler arasındaki özel hayatın gizliliği ve korunması hakkının ihlal edilmesi durumunda), kadının evlilik ilişkisinde erkeği aşağılayıcı bir tavırla üstünlük gösterip, bu tutumunu aile içi geçimsizliğe götürmesinin getirdiği anlaşmazlığa bir çözümdür. Burada aşağılanan, küçümsenen ve incitilen erkeğin; bunu yapan eşine -kadına- karşı dik duruşu, insan -koruyucu erkek/kavvam- onurunun ve aile şerefi için nefsi müdafaaya geçmesi isteniyor. Aile içi özel durumların, dış dünyayla paylaşılıp aileden sorumlu kocanın (çocuklar ve babanın) aşağılanamayacağının altı çiziliyor. Burada -karakter veya tavır olarak- çekinik de olsa bir erkeğin, aile huzurunu ve sırlarını -özel yaşamın gizliliği- koruma hakkının tarafı olduğu belirtilmektedir. Böyle bir durumda, yatakların ayrılması ve kadınla (eşiyle ikili olarak) ikna edici -aile şerefi ve mutluluğunun korunması konusunda - bir konuşmaya gidilmesi isteniyor. Bu tutum sonuç getirmiyorsa eziklik ve rızadan uzak bir ciddiyetle -kamuya da açık olarak- onurlu duruşa geçilmesi isteniyor. Yani itibarsızlaştırmaya karşı protesto isteniyor. Buradaki “ve’dribûhunne” (kadının yaptığına karşılık duygusal bir tavır gösterme) kadının dış dünyaya ilan ettiği aşağılamaya karşı tepki olarak; erkeğin de dış dünyaya ve kadına karşı onurlu duruşunu göstermesidir. Yani, “Beni aşağılayan bu durumu onaylamıyorum; bana ve aileye yapılan hakarete rıza gösteremem. Bu durum bitmezse yollarımızı ayırıyorum; şerefimi ve çocukların huzurunu daha fazla çiğnetemem…” ilanına geçerek boşanmanın kapısına gelmiş olunuyor. Eğer sorun çözülür ise her iki tarafında birbirini incitmekten vazgeçip, aile içi şeref ve huzuru (mutluluğu) pekiştirmesinin doğruluğu hatırlatılıyor. Bir sonraki (Nisa-35.) ayette ise eşlerin arasını düzeltmek için her iki taraftan birer yakının, aile barışı için hakem olması ve tarafların arasını yapıcı bir çaba içine girmesi istenerek; aile biriminin toplumsal müdahaleyle korunmaya alınması; ayrıca bu konuda kurumsal ve yasal düzenlemenin de gerekliliği  gösterilmektedir.

Erkeğin kadına duygusal darbesi/Nüşuz
Nisa-128’de “erkeğin nüşuz” yapması sorunu ele alınmıştır. Yani Nisa-34. ayetteki durumun karşıtı olan; erkeğin kadını inciten, onu küçük düşüren tavrı ve hataları için çözüm önerileri getirilmiştir. Erkeğin kadına karşı onur kırıcı ve onu aşağılayıcı (kadını kıskandıran, değersizleştiren; ikinci bir -veya başka kadınlarla- ilişki kurmasının getirdiği ahlaksızlık ve incitici) davranışların ıslahı konu edilmiştir. Erkek, gözü eşinde olmaktan ve itibarlı (kavvam) davranmaktan uzaklaşmışsa; aile düzenini bozmaya götüren bu tutum karşısında; kadın, evlilik huzurunu koruma haklılığını kazanmış oluyor. Bu ayette de sorunun çözümü için anlaşma yoluna götürecek barışçı çabalar isteniyor. Kadının, kendisini inciten ve kıskandıran “erdemsiz erkeğin” ıslahı için her tedbire başvurma hakkının olduğunun altı çiziliyor. Erkeğin ıslahı, -gayrimeşruluğun terki- sadakatle ve sevgiyle evliliğin devamı için, bu kez de kadının haklılığına bağlı olarak hukuki müdahale önerileri getiriliyor. Kıskançlığa dikkat çekilerek, bu duygunun tarafların birbirinin denetimi için kullanması isteniyor. Ve Yüce Allah, kadının erkeği barışçıl amaçla denetlemesini; izlemesi ve hakkında araştırma yapmasını hukuki açıdan uygun görüyor… 
Nisa-128.ayet lafzının Türkçe sözcüklerle ya da “Dilsel Kavrayış Çevrisi” şöyle olmalıdır;
“Eğer, eşinin itibarını topluma karşı zedeleyip duygularını incitmesinden; aile düzenini bozan ve (gözü dışarıda) başka kadınlarla ilişki kurmasından korkulan erkeğin (doğru yola gelmesi) ıslahı için; kocasına sahip çıkan kadınının, barışçıl olan her yola başvurması uygundur. (Ailenin itibarı için kadın, bu konuda erkeğe müdahale hakkına sahiptir.) Benliklerinizde olan ve (aile birliği için) birbirinizi denetleyen kıskançlık duygusunu barış için kullanın (zarar vermek için değil). Eğer (aile düzenini bozacak) kötülüklerden sakınıp; birbirinize ihsanda (güzellikte) bulunursanız (birbirinizle yetinirseniz), aile için en iyi sonuca varırsınız. Allah, (ailenin korunması için birbirinizi gözetmenizi uygun görür) her yaptığınızdan haberdardır.
Arapça sözcüklerin, ayetin kontekstiyle ilişkisine dayalı; yani “Türkçe Bağlam Çevirisi” ise şöyle olmalıdır;
“Kendisini inciterek itibarını düşüren ve gözü dışarıda olan bir erkeğe karşı; aile düzenine sahip çıkan kadının, kocasının ıslahı için barışçı olan her yola başvurması onun hakkıdır. Benliklerde olan ve aileyi koruyan kıskançlık duygusunu barışçıl olarak kullanın; bununla birbirinize zarar vermeyin. Aileye zarar veren davranışlardan uzak durup, güzelce birbirinizle yetinirseniz sizin için en iyisi budur. Ailenin korunması için birbirinizden haberdar olun; yaptıklarınızı en iyi takip eden Allah’tır.”
Erkeğin nüşuzuyla yüz yüze kalan kadını, hukuken korumaya alan 128. ayetten sonra; 129. ayette, dizginlenmeyen ve ikinci bir eş peşinde koşan erkek, azarlanıp uyarılıyor. Biyo-psiko-sosyal olarak insanüstü ve hukuksuz bu “kör davranış” açıkça reddediliyor. Tek eşte karar verip, bu kimlik bunalımını ıslaha; tutku ve bencillikten kurtulmaya bağlayan erkeğin, ancak o zaman toplum ve kadın tarafından bağışlanacağının altı çiziliyor... 

Nisa Suresi 129:
Ve erkekler! Ne kadar çaba harcarsanız harcayın, (bir kadından başka) kadınlar arasında adil olmayı başaramazsınız. Öyleyse (eşinizden) başka bir kadına meyletmeyin. Aksi halde diğerini (eş sevgisinden) mahrum bırakmış (ona en büyük zulmü yapmış) olursunuz. Eğer (başka kadınlarla ilişkiden uzak durup) erdemli olur, eşinizle barış (sadakat) içinde yaşarsanız Allah (aranızdaki sevgiyi) merhametiyle aileyi güçlü kılar. Böylece, Allah (ve toplum) kusurlarınızı affeder. 
Böylece Yüce Allah, kadının nüşuzuna karşı, erkeğin “aile itibarını” koruma refleksini; erkeğin nüşuzuna karşı ise kadının “aile düzenini” koruma reflekslerini yönlendirip psiko-sosyal olarak; tarafları doğru alanlara çekip aileyi korumaya alıyor. 
Doğruyu bildiren Allah’a hamdolsun… 

1 yorum:

  1. Kur'an hep kadını korumaya alırken, bağnaz kesim erkek üstünlüğünü vurgular. Böylece kalbi İslam'a ısınacak olanları soğutur, kaçırır. Peygamber(asm)'ın sünnetini onun gibi yemek, onun gibi giyinmekten ibaret zannedenler, her nedense onun, "sizin en hayırlınız eşlerine en iyi davranalarınızdır" hadisini ve eşlerine bırakın vurmayı, kötü söz bile söylemediğini göz ardı ederler. Şükür ki insanlar uyanıyor. Uyuyanlara da Allah rahmet etsin inşaALLAH. Saygılarımla...

    Fuat Türker

    allahayonelis.com

    YanıtlaSil